zayıflama yöntemleri

Pazar 7 Mart 2010 @ 2:12 am


Son dönemde pek çok kişiden,”Eyvah bir türlü zayıflayamıyorum”Ne yapsam olmuyor,aç yaşıyorum ama bir türlü kilo veremiyorum”Gibi konuşmaları çok duyar olduk.”Gerçekten de su içsem yarıyor”Veya bir türlü kilo veremiyorum,aman benim kilo vermem imkansız,gibi bir durum söz konusu ola bilirmi yoksa bu kişiler farkında olmadan bazı gerçekleri atlıyorlarmı? veya farkında olmadan bazı hatalarmı yapıyorlar? Eger sizde bir türlü kilo veremediğini düşünenlerdensiniz bu yazıyı dikkatli okuyun ve bir kez daha doğru hareket edip etmediğinizden emin olun.Eger kilo vermediğinizi düşünüyosanız.

1-)YARDIM ALMAKTAN ÇEKİNME::Öncelikli olarak bu konuda deneyimli bir hekime baş vurun.Tiroid fonksiyon testleri HOMA insülin direnci,hemoglobinA1C gibi son aylardaki şeker ortalması,tiroid antikorları,açlık kan şekeri,demir,depo demir,kan sayımı,kan yağları,ürik asit,kanda proteinler,alerji testleri,kara ciğer fonksiyon testleri,üre kretinin,tam idrar tahlili,C-peptir gibi bazı tahlilleri yaptırmanızda yarar var.Pek çok kişi az yer,ama kilı veremez.Oysa bunun altından gizli bir şeker hastalığı,insülin direnci yada guatr gibi bir durum ortaya cıkabilir.

2-)AÇABA YETERİNCE HAREKET EDİYORMUSUNUZ YADA ÇOK HAREKET ETTİĞİNİZİMİ DÜŞÜNÜYOSUNUZ? Türk toplumu olarak son dönemde iğice tenbelleşmeye ve az hareket etmeye başladık çoğu kimse gerçekci olarak ne kadar hareket etdiğini deyerlendirmiyor.Bazı hastalar çok hareket etdiğini ama sorulduğunda ise ev işi yaptıkları,yanlızca markete gidip geldikleri ve ufak tefek hareketler dışında ciddi hareket yapmadıkları ortaya çıkıyor.Eyer kalori tüketmek yağ yakmak istiyorsanız günde ortalama 1 saat kadar tenpolu yürüyüş yada buna muadil egzersiz yapmanız gerekir.Siz sabah biraz erken kalkıp egzersiz yaparsanız ondan sonraki  haraketler kilo vermenize ve kalori tüketmenize yardımcı olur.Hiç spor yapmıyorsanız,ozaman sabah ve akşam en az 10”ar dakika ip atlayın.Kendinize bir adet pedometre yani adım ölcer alın ve akşama kadar yaklaşık 10 bin adım atmayı hedefleyin.

3-)GERÇEKTEN AZMI YİYORSUNUZ YADA AZ YEDİĞİNİZİMİ ZANNEDİYOSUNUZ?:Yine pek çok kişi bir şey yemiyorum su içsem yarıyor derler.Galiba ben o gruptanım der.Sizde az yediğinizi zannediyorsanız lütfen 1 gün boyunca yediğiniz veya içtiğiniz herşeyin bire bir aynısını mutfak masasının üzerine koyun.Akşama kadar miğdenize atdığınız herşeyin aynasından masanızda biriktirmeye başlayın.Örneyin sabah çağınıza iki şekermi attınız,bir bardak çaymı içtiniz.Masanın üzerine bir bardak çay ve iki şeker koyun.İki dilim ekmek ve 1 kaşık reçel,1 salatalık, biraz maydonoz,bir tavuk butu,4-5 kaşık pilav,1 tabak zeytin yağlı,4 kayısı,3bisküvi,bir dilim kek,4 köfte,biraz makarna,bir kase yoğurt,bir tabak salata,biraz kabak çekirdeği,5-6 bardak çay,yanında birer şeker,1 kola,1meşrubat,bir parça çikolata derken orta boy bir mutfak masasının neredeyse tepeleme dolduğunu göreçek ve hayretler içinde kalaçaksınız.Lütfen sabahtan gece yatana kadar yediğiniz ve içtiğiniz herşeyin,kahveye atdığınız şeker ve kremadan,yemeklere kattıgınız sıvı sağı kadar herşeyin aynısını biriktirin.Hiç birşeyi yemediğinizi zannederken miğdenize ne kadar çok gıdanın girdiğini görün.Aman allahım bu kadar yiğiceği benmi yedim? diyeçeksiniz

4-)GİZLİ DEPRESYONDA OLA BİLİRSİNİZ?:Azımsanmayaçak bir oranda da,kilo veremeyen kişilerde gizli depresyon ola bilir.Yine günümüzde yogun strese bağlı olarak bedenin işleyişi deyişebilmekte,stres altında olan fizyoleji bu durum uzadığı zaman özellikle göbek ve bel civarında yağ depolamaya başlamakta ve metabolizma yavaşlayabilmekte.Böyle durumlarda iyi bir psikoterapinin,sarı kantaron haplarının ve bol güneş ışığının yararı ola bilir.

5-)İLAÇ KULLANIMI::Eger bazı ilaçları kullanıyorsanız metabolizmanız yavaşlaya bilir ve gayret etmenize rağmen çok zor kilo vere bilir hatda tersine kilo alabilirsiniz.Kortizon,bazı diyer hormon preparatları,anti depresanlar ve bazı diğer psikiyatri ilaçları tirodi yavaşlatmak için kullanılan ilaçlar ve daha pek çok kimyasal maddeler metabolizmada yavaşlamaya,su tutmaya, ve yağ dokusunda artış eylimine yol aça bilir.Sizde kilo vermekte zorlanıyorsanız ve kimyasal ilaçları kullanıyorsanız mutlaka hekime danışın.Gerekiyosa kullandığınız ilaçın dozunu azaltılması veya cinsinin değiştirilmesini taleb edin.Bazı ilaçlar ise aldırmasa bile işdahı açarak dolaylı olarakta kilo alımına yol aça bilir.Bazı kişilerde Bvitaminleri veya alerji ahpları bu tarz bir duruma yol açabilir.

6-)İÇECEKLERE DİKKAT!Pek çok kişinin dikkati kilo alınımında genelde yiyeçeklere yöneliktir.Oysa bazen içeceklerle aldığımız kalori yada yağ miktarı yiyeçeklerle aldığımız yağ ve kalori miktarının önüne gece bilir.Örneyin ben hiç bişey yemiyorumki ”Diyen kişiler tıbbı acıdan sorgulandığında gerçektende az yediklerini ama şekerli kahve,çay,kola,meşrubat,kremalı kahve ve yağlı ayran gibi ciddi kalori bombardımanı içeceklerin bol tükettikleri saptanıyor.Size yine minik bir deney.Bir kücük şişe kolada yaklaşık 6 küp kesme şeker var.Günde 1 kola içiyorsanız 6 küp kesme şeker etti.Diyelimki gün boyunca 5 çay içtiniz.As  şekerli içiyorsanız ve sadece 1 kesme şeker attınız,etti 11, o gün sadece iki tane kahve içtiniz, onlarada 1”er küp kesme şeker attınız,etti 13.Bir bardakta şeker eklenmiş meyve sularından içtiniz,yaklaşık 20 küp kesme şeker etti.20 Küp kesme şekeri 2 avcunuza doldurun ve bu kadar şekeri yakmak için o gün ekstıradan en az 1,5 saat daha spor yapmanız gerktiğini hatırlayın bir orta boy cafe latte”de 270kalori olduğunu biliyormusunuz? bu pek çok sağlıklı yemeğin bir porsiyonundan daha yüksek kalori DEYERİDİR

7-)ÖĞÜN ATLIYORMUSUNUZ?: Öğün atlıyorsanız kötü.Çünkü bitün güna ç kalıp akşam geç ve ağır yiyen bir kişede düşük akn şekerini ve uzun süren açlığı beden bir tehtit olarak algılar ve yediğini suratle yağ olarak depolama eylimine girer.Bu nedenle asla kan şekerini düşürmeyin.Gün içinde 3 ana 3-4 de ara ögün yaparak kan şekerini dengeleyin.Asla stres altında,yüksek sesle muzik sıgara dumanı, tartışma ortamı içinde yemek yememeye gayret edin.Aslında kilo veremiyorsanız daha başka faktörlerde var ama ben size en önemlilerini sıraladım.Şimdi bir kez daha düşünün.Gerçekten bu kuralları uyguluyormsunuz karar verin.





selçuk gedİk dön artik dinle

Pazar 7 Mart 2010 @ 12:20 am

SENINLE SONBIR KEZ GÜLÜSÜP AGLIYA BILSEM
SANA SARILIP ÖZLEM GECIRSEM
BUDUYGUYU AGLAYA BILSEM
SENINLE SONBIR KEZ GÜLÜSÜP AGLIYA BILSEM
SANA SARILIP ÖZLEM GECIRSEM
DOKUNUP AGLAYA BILSEM

BITTIMI SÖYLE BANA BITTIMI ASKIMIZ
BUKADAR KOLAYMIYDI MASALI
SONLANDIRMAK http://www.bulindir.net/
GÖZLERININ ICINE BAKTIGIMDA
AGLADINMI YERIN O KALBIMDE SAKLI
KALBIMDE SAKLI CIKMAZ ARTIK SENIN O SESIN
ARTIK GÜZEL GÜLÜSÜN HEP AKLIMDA
BITMESI ZORDUR AMMA!
BELKIDE GURU OLAYI SENINLE
SENINLE SONBIR KEZ GÜLÜSÜP AGLIYA BILSEM
SANA SARILIP ÖZLEM GECIRSEM
BUDUYGUYU AGLAYA BILSEM
SENINLE SONBIR KEZ GÜLÜSÜP AGLIYA BILSEM
SANA SARILIP ÖZLEM GECIRSEM
DOKUNUP AGLAYA BILSEM





devrim sözleri

Cumartesi 6 Mart 2010 @ 3:40 am

Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber…
Şehit düşmeni derin bir yara gibi taşıyan O’nu
Bir gül gibi kanayıp duran O’nu
Şahittir gökyüzü
Bir çocuktu O
Hep çocuk kaldı
Bilirsin çok az insan yüreği ile yaşar
Çocuklardan gayrı
O daima yüreği ile yaşadı
Ki bunca kirlenmiş bir dünyada
Ötesi yalandır
Sana O’nu anlatmalıyım
Gün olur ummana sığmaz söz
Şimdi bir tek damla gözyaşı yeter
Ve çığlık
Bir demiryolunun kenarında
Geçip giden trenin şefkatle kucakladığı bir çığlık
Maviliklerin ve martıların nabzında çoğalan
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
Daima yüreği ile yaşayan O’nu
Bir Che değilse eğer
Castro’suzluktandır inan
Bir gün barikat çocukları söyleyecek türküsünü
O zaman
Belki Enver Gökçe düşecek aklına
Hani demiş ya Metin Demirtaş
“İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı suskun bir topraktır
Seslenmezsen
Merhaba demez”
Bir gün barikat çocukları söyleyecek türküsünü
Belki öfkeli kalabalıklar akacak gözlerinden
Hayal gücü ve cüret
Ve illa da yüreği ile yaşamanın yenilmez sükuneti
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
O kartal kanatlı hücum ruhunu
O gelincik çiçeğini
Çocuktu
Hep çocuk kaldı
Bir süs gibiydi alınganlık güleç dururdu onda
Ruhuna dokunabilecek eli aradı hırçın vakitlerde
Küstüğü de olurdu elbet
Ve anlattığında kurduğu düşü
Hiç kuşku duymamıştım ne mutlu
İnançla aktarmıştım sevdiklerime, ne mutlu
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
Daima çocuk kalan O’nu
Zekada ışıltılı
Sezgide derin
Engel tanımazlıkta çılgın O’nu
Sana O’nu anlatmalıyım
Sahteliğin asla yanaşamadığı o duru göğü
Büyük yaşayan
Hatalarını pisliğe bulamayan
Düzenin kirinden uzak duran o asiyi
Bu gece şu an değil
Şimdilik yalnızca çığlığımdır paylaştığım
Geçip giden bir trenin şefkatle kucakladığı
Ve biz yaşıyoruz işte sevgili yoldaşım
Hasan’ın ve Güneş’in vasiyeti saydık
Hesaplaşma günü hazırlamayı
O ise hep uçurumun kıyısında yürüdü
Anı saydığında bir şelale gibi derinlere akmak için
Ah buluşabilseydi ruhuna dokunabilen elle
Bir ordu gibi kanatlanırdı cephelerde
Bir üstünlük değil biliyorum
Kötü bir zaaf biliyorum
Kötü bir zaaf biliyorum
Ama yinede
Buluşabilseydi ruhuna dokunabilen elle diyorum
Çünkü çocuktu O
Hep çocuk kaldı
Güle güle büyük düşlerin türküsü
Güle güle berrak yürekli ırmak
Güle güle cüretin oğlu
Güle güle can arkadaşım
“Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun





emekçi kadınlar

Cumartesi 6 Mart 2010 @ 3:35 am

Amansız yangınlar ortasında
Bir mağma yatağına dönecektir gözlerimiz
Boşuna bekleyecekler
Ağlamayacağız.
Öfkemizde ayaklanacak gözyaşlarımız,
İnancımızın kahreden kudretinde
Ve zapt edilmezliğinde enerjimizin.

Güle güle kardeşim
Seni barikatlarda arayacağız,
Geceyi aydınlatan şarkılarda
Ve zafer marşında bayrağımızın.

Güle güle kardeşim
İsyanın alnında ışıyacak gülüşün,
Direncin fener alayında
Sevdalı bulutlarda.

Güle güle kardeşim
Omuzbaşımızda olacaksın
Kuşatılmış evlerde,
Nehirler taşıyacaksın
İşkencede kavrulan yüreklere.

Güle güle kardeşim
Sevinçle anacak sabrını çocuklar
Yalınlığın ayna olacak yoldaşlarına,
Andımız gibi haykıracağız adını
Zulmün şah damarına her vuruşta.

Güle güle kardeşim
İçtenliğinde yeneceğiz bencillikleri
Güzelleştireceğiz baharı türkülerinde,
Coşkuyla kuşanıp yiğitliğini
Korkuya boğacağız ölümü.

Güle güle kardeşim
Özgürlük taşıyacağız varoşlarına
Kovacağız yoksulluğu sokaklardan,
Başı dik insanların mutluluğunda
Alnını öpecek yıldızlar.

Güle güle kardeşim
Ne adını unutacağız ne de andını,
Tutuşturup dört yanı asi sesiyle Gazi’nin
Akacağız sonsuzluğa.

Güle güle kardeşim
Hatıranla zenginleşecek yürekler
Yediverenler zaptedecek kör geceleri,
Yangına duran bedenlerimizle
Kül edeceğiz cehennemleri.
Güçlenecek sesimiz her vedada
“Zafer, zafer, zafer
Şan olsun Gazi komutanına!”

8 Mart - Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün geçmişi 1800′lere dayanır.

8 Mart 1857′de, New York’ta yaşayan Dokuma İşçisi Kadınlar, iş koşullarını protesto etmek amacıyla greve giderler. Grev, polisin saldırısıyla sona erer. Polisin saldırısı sonucu, 140 kadın işçi katledilir.
Bu olaydan çok sonra, 16 Aralık 1977 tarihinde BM Kararıyla, 8 Mart Günü “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edilir.
O tarihten bugüne, 8 Martlar; anlamını ve özünü, ezilen ve sömürülen sınıfın ezen ve sömüren sınıfa karşı yürüttüğü mücadelede buluyor.
Günümüzde, 8 Mart’ın özü ve anlamı her ne kadar boşaltılmaya çalışılsa da 8 Martlar’ı sadece Kadınlar Günü ya da sadece “Emekçi Kadınların Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü” olarak düşünemeyiz. 8 Mart, onuru, emeği, insana yakışan bir hayatı savunan ve bu uğurda mücadele eden tüm insanların birlik, dayanışma ve mücadele günüdür.
8 Martlar, faşizmden, yaptığı katliamların hesabını sormanın, bunun için örgütlenme çağrısının yapıldığı gündür, öyle olmalıdır.
Bundan 146 yıl önce, New Yorklu dokuma işçisi kadınlara yapılan saldırı ve katliam, tarihin akışı boyunca defalarca, değişik yer ve zamanlarda yapılmıştır. Üreten, düşünen, sorgulayan kadınlara karşı gerçekleşmiştir. Faşizm, karşısında direnen kadını gördükçe saldırmaktan geri durmamıştır.
2001 Yılının 19 Aralık’ında Bayrampaşa Kadınlar Koğuşu’nda özellikle kadın tutsaklar yakılarak katledilmiştir. Onlar, sistemin kendilerine biçtiği aciz, zavallı, ikinci sınıf, boyun eğen kadın misyonunu reddederek devrimcileşen kadınlardır. Onlar, kadınların örgütlü mücadeledeki öncüleridir; bu mücadelenin sonucu, tutsak düşmüşlerdir. Tutsaklık koşullarında mücadelelerini sürdürürken katledilmişlerdir.
Kadın, doğası gereği vefalıdır, cefakardır. Örgütlenen ve bilinçlenen kadın, mayasında varolan bu özelliklerini de mücadelesine katar. Bugün kadınların varolduğu mücadele alanlarında kahramanlaşması bedenlerini bir devrim meşalesine dönüştürmesi bu gerçekliği somutlar.
Kadın, üzerinde yaşadığı çifte sömürüden dolayı, inancına ve davasına daha güçle sarılacaktır. Egemen sınıflarda bunun farkındadır. Burjuva kadın ideologlarının üzerinde araştırmalar yapmaya ihtiyaç duydukları şey, ezilen kadının özünde olan ve bilinçlendikçe büyüyen ve sağlamlaşan halk ve vatan sevgisidir.
Yanan bedenlerindeki kıvılcım, kendini ikinci sınıf görenlere duydukları isyanın kıvılcımlarıdır. Doğru hedefe, yani oligarşiye yönelttikleri silahlarıdır meşaleye dönen bedenleri.
Her yıl olduğu gibi, bu yıl da 8 Mart, burjuva kadın çevrelerinde yine aynı çerçevede kutlanacak. Kadının mücadeleye olan bağlılığı, hatta emekçiliği bile tartışılmayacak. Burjuva kadın hakları savunucuları yine kadın sorununda dayak, cinsel taciz gibi konuları ön plana çıkaracak. Elbette ki, bu sorunların da çözümü bulunmalı, bunlar da tartışılmalıdır. Ama bütün sorunların çözümünde öncelikle kadının devrimcileşmesi, devrimci bilinci alması yatmaktadır.
Kadın, devrimcileşmesi için öncelikle burjuva ideolojisinin etkilerinden kurtulup, devrimci mücadele içinde özgürleşip, düzenin kendisine uygun gördüğü statüleri yıkacaktır. Bu konuda çözüm yine hayatı devrimcileştirmekten geçiyor. Bugün kadınların çifte sömürüden kurtulmasının önündeki engeller olarak birçok neden sıralanır. Ekonomik bağımlılık, toplumda yüzyıllardır süren erkek egemen ideoloji, bu ideolojinin etkisiyle oluşmuş toplumsal kurallar, gelenekler ve aile baskısı vb… Bunlar doğrudur. Ancak, bunlara karşı asıl olarak mücadele vermesi gereken de yine kadındır. İşte sorun da esas olarak burada başlamaktadır. Kapitalizm, burjuva ideolojisi, kadına ikincil rol biçerken onun kişiliğini de ezmiştir. Kadınlar, kendisini kuşatan koşullara karşı mücadele verecek cesaretten, kendine güvenden soyutlanmış, edilgen unsurlar haline dönüştürülmüştür. Kadın, öncelikle bu konumundan kurtulmak durumundadır. Burjuva ideolojisinin etkilerinden, burjuva kadın kişiliğinden sıyrılmak, devrimi önce kendi kişiliğinde gerçekleştirmek zorundadır. Bu kapıyı ona, ancak devrimci mücadele açar. Kadın, bu mücadele içinde kendisine güveni, cesareti kazanır. Sömürüsüne neden olan sınıfsal ve toplumsal baskılara karşı savaşmayı öğrenir. Bu savaş içinde kazandığı, hakettiği saygınlıkla toplumsal çitleri de yıkar, kendisini özgürleştirir. Yarının özgür toplumuyla birlikte, özgür kadının da temellerini atar.
Bu, yapılabildiği ölçüde, 8 Mart’ın kadının mücadelesindeki yeri, anlamı çok daha önemli ve işlevli olacaktır.





kayıp kızları

Cuma 5 Mart 2010 @ 7:30 pm

dersimin kayip kizlari´´adli filminin galasi ile ilgili,benimde etiketlenmis oldugum bir paylasimda,neler yazacagimi dusunurken,aklima arjantin fasist cuntasinin 1976/83 yillari arasinda yaptigi katliamlar geldi.Internette o doneme dair bir yazi ararken,asagidaki gazete makalesini buldum.Baslik soyle;´´Arjantin`de Geçmişle Hesaplaşma: Bir Daha Asla!´´…

DEVAMINDA ISE SUNLAR ANLATILMAKTA;
Kaybedilmiş 30 bin kişiAğlayanların`bir daha asla` dediklerini duyar gibiyim…Arjantin kendi geçmişiyle hesaplaşıyor, ceza mahkemelerinde kendini yargılıyor.Arjantin; 1976-1983 yılları arasındaki askeri diktatörlük döneminde insanların işkenceyle vahşice öldürüldüğü, şimdi ise bu geçmişiyle günümüzde hâlâ hesaplaşmasını sürdüren sayılı ülkelerin başında geliyor.Gözaltında `kaybetme` yöntemleri ile yüzleşmekle kalmıyor, cuntayla ilişkili kişileri yargılıyor ve hapse göndermeye devam ediyor.Geçmişte 30 bin kişi gözaltında `kaybedilmiş`.Cunta kaçırdığı insanlara aylarca işkence ediyor. Hâlâ ölmemiş ama işkenceden uyuşmuş insanlar askeri kargo uçaklarına yükleniyor ve okyanusun ortasına atılıyor.Bu yöntem, `Arjantin ölümü` adıyla tarihe geçti. Öldürülen insanların çocukları, çocuğu olmayan subaylara, sanki bir tür savaş `ganimeti` gibi verildi.´´…
yaziyi okuyunca dersim katliaminda yapilanlar ve sonrasinda dersimlerin cocuklarinin,ana/babalarinin katillerine,gizlice savas ganimeti olarak evlatlik verilmelerini dusundum;ister istemez…zulum dunyanin neresinde olursa olsun zulumdu ve dili,rengi,milliyeti farklilassada;kimligi,kiri,utanci,kani hep ayniydi.insanliga geride biraktigi ise aci,gozyasi,yasanmamis/yasanamamis hayatlar ve koskoca bir utanc ve ihanet tablosu…evet ihanet ve utanc;insana ve insanliga karsi,tarihin insan tarafindan yazilmis en rezil,en pespaye,en asagilik sayfalarina eklenmis;unutulmak/unutturulmak istenen…ama unutmasi bir kac kusak sonrasi icin bile,ayri bir zulum olan bir utanc!…bunlari dusunurken, yazinin sonunda alinti yapilan gazeteyi gorunce insanin arlanmazliginin,uslanmazliginin kahredici tokadini bir kez daha yemis gibi oldum.Yukardaki baslik ve yazi temmuz 2008 cumhuriyette yayinlanmis bir makaleydi(!)
´´Arjantin`de Geçmişle Hesaplaşma: Bir Daha Asla!´´…akilma cumhuriyet geldi,cumhuriyetin gazetesi cumhuriyet;cumriyetin partisi CHP ve en son Oymenin,dersim katliamini ornek gostererek soyledikleri…´´dersim katliaminda analar aglamadimi,hic kimse kalkipta analar aglamasin diye,eskiya ile pazarlik yapalim dedimi…´´(!!!)
ve makalede gecen sozler…´´
´´Arjantin, geçmişini akılda tutarak ve hiç unutmadan, geleceğini yaratmak için adaletin gerekli olduğuna karar vermiş bir ülke…O nedenle geçmişiyle yüzleşirken, geçmiş insan hakları ihlallerinin faillerini yargılamaktan hiç çekinmiyor…Geçmişle hesaplaşmak…Bizim ülkemizin, insan hakları açısından geleceği nedir acaba? (Fİ/EZÖ)* Cumhuriyet, 26.07.2008.´´….
demekki insan yuregi baska uzak bir ulke icin ayri bir olcude,yani basindaki kardesimiz,ayri gayrimiz yok dedigi icin ;daha baska bir olcuyle isleyen,eski zaman zemberekli saatler gibi…bir hatirlayan/hatirlatan,kuran olmazsa tum insani islev ve duyarliligini bir anda kaybedip;yasayan zamanin izinde degil;olmus,ici bosalmis,sabit kalmis bir zamanda kayip gidebiliyor…´´arjantin gecmisiyle hesaplasiyor,gelecegini ,demokrasisini insa ediyor…´´
ne mutlu onlara;ve ne yazik ki bize,bu ulkede demokrat olma iddiasinda olupta,fasist orduyu desteklemeyi,birakalim dersimi ve dersimin kaybedilmis kusaklarini…daha bugunumuzde yok edilen 17.000 faili ordu/jitem cinayetini bile agizlarina almayi kendilerine haram sayan;sol darbe gibi,hilkat garibesi teorik pespayelerle;hem gecmisimize,hem bugunumuze,hemde gelecegimize hala camur sivamaya calisan modern gericilerle beraber yasamak zorunda kaliyoruz…





kadınların mücadelesi

Cuma 5 Mart 2010 @ 7:12 pm


Bugüne kadar kadın sorununu, cins eşitliği bakımından çözen ve binyılların biriktirdiği tarihsel sorunların çözüm zeminini sağlayan tek sistem, sadece sosyalizm olmuştur. Sosyalizm cahil bırakılan, horlanan, köle haline getirilen kadının zincirlerini kırıp özgürleşmesini, onurunu kazanmasını sağlamıştır. Sömürü ve baskıyı yaratan koşullar ortadan kaldırıldığında, nesnel olarak kadının özgürlüğünün de yolu açılmıştır. Ama sosyalizm bununla yetinmemiş ve tarihsel eşitsizliğin ve baskının aşılması için yasal, ekonomik, sosyal, ideolojik, her düzeyde büyük bir gayret göstermiştir; sosyalizm çalışan kadının, köylü kadının, ev kadınının sorunlarını, ekonomik ve toplumsal hayatın emekten yana yeniden düzenlenmesi sayesinde çözebilmiştir. Kadınlar kapitalizmin onlara biçtiği zayıf kadın kimliğinden kurtarılarak, gerçek anlamda her alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmuşlardır.

Sosyalizmin yıkılmasının en olumsuz etkisi ise yine kadınlar üzerinde olmuştur. Binlerce kadın kapitalizmin tekrar kölesi haline gelerek fuhuş batağına saplanıp onurlarını, kimliklerini kaybetmiştir.

Kapitalizm ve sosyalizm kadınlara iki farklı dünya sunmaktadır. Birinde kadınların onurlarıyla, erkeklerle eşit bir şekilde, sömürülmeden, cinsel meta haline getirilmeden yaşayacakları bir dünya, diğerinde kocanın, düzenin kölesi olarak, aşağılanarak, cinsel meta haline getirilerek veya eve hapsedilerek yaşayacakları bir dünya söz konusudur.

Kadın erkek eşitliği ve kadının cinsel özgürlüğü üzerine burjuva ve küçük-burjuva kesimlerce ortaya atılan görüşlerin hepsi çarpıtmadır. Kadının düzen içinde bir yer edinmesiyle sorunun çözülebileceğini söylemekte, toplumda “yükselen”, iş sahibi olan kadınları örnek olarak göstermektedirler. Bu küçük azınlık çözümleri, milyonlarca yoksul, emekçi kadın için hiçbir şey söylememektedir.

Kadınların gerçek kurtuluşu, sorunları yaratan düzenden kurtulmaktır. Kadın sorununun çözümü, oligarşinin iktidarı ve faşizm olarak karşımıza çıkan “erkek egemen” anlayışın siyasal, sosyal, kültürel olarak ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Kadınlar, hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi için bu düzen içinde de bir mücadele örgütlemelidirler. Ancak sorunun asıl kaynağı olan oligarşik düzen ve faşizm ortadan kaldırılmadan, kadınların sorunlarının nihai çözümü mümkün olmayacaktır.

İşte bu nedenle kadın sorununun çözümü; sadece düzen sınırları içinde birkaç hak kırıntısı elde etmekten değil, demokratik, bağımsız, sömürünün olmadığı, insanların eşit bir şekilde yaşadığı bir ülkeyi, kadın erkek omuz omuza yaratmaktan geçmektedir.

Kadının kurtuluşu sosyalizmdedir ve bunun yansıması olarak, sosyalizm için mücadele de kadının özgürleşmesinin bugündeki başlangıcıdır. Bu gerçeklik kadınları bugünden mücadelede yer almaya, örgütlenmeye çağırmaktadır. Kadınlar ancak bu mücadelede yerlerini aldıkça özgürleşebilir, burjuvazinin kendisi için çizdiği sınırların dışına çıkabilirler. Nitekim, bugün ülkemizde “özgür kadın” sıfatını hakedecek kadınlar, sadece mücadele içindeki kadınlardır. Sadece onlar, feodalizmin, burjuvazinin onlar için ördüğü çitleri, onlara reva gördüğü statükoları parçalamış ve kendi iradeleriyle yaşamda varolmaktadırlar.

Kadınların her türlü gericilik içinde eve kapatılmasına, toplumsal yaşamdan dışlanmasına, ezilip, sömürülmesine, köleleştirilmesine karşı çıkmak için birleşmeye ve PROLETARYANIN ve DEVRİMİN bayrağı altında mücadele etmeye çağırıyoruz. Kadınlara yönelik mücadelenin ilk aşaması, öncelikle bağımsız demokratik sosyalist bir Türkiye yaratma savaşında yer almaktır. İkinci aşaması, Devrimci Halk İktidarı’yla birlikte kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Üçüncü aşama ise sosyalizmin inşaasıyla kadının kurtuluşunun garanti altına alınmasıdır.
Bunun dışında, kadınların siyasi partilerde etkin rol alması, partilerde ve çeşitli kurumlarda kadınlar için kota ayrılması, seçimlerde kadın adayların desteklenmesi, töre cinayetlerinin durdurulması gibi talepleri görmekteyiz. Bunlarda da aynı soyutluk ve aynı sınıfsallığı red söz konusudur. Bu küçük-burjuva anlayışın temsilcileri, “eril iktidara karşı öteki partilerin içindeki kadınlarla işbirliği yapabiliriz.” diyerek salt kadın olması dolayısıyla, faşist, gerici olmasına bakmaksızın kadınların desteklenebilmesi gibi bir apolitizmi üretebilmektedir. KA-DER gibi kadın örgütleri, burjuva ve küçük-burjuva anlayışın bu noktada nasıl anlaşabildiğinin tipik bir örneğidir. Feminizm bayrağı altında yeralmanın sonuçsuzluğu ve çözümsüzlüğü de işte buradadır.





candan erçetin kader dinle

Cuma 5 Mart 2010 @ 3:35 am

candan erçetin kader dinle

Kul kurar kader gülermiş
Bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş
Ama kadere inat insanoğlu hayal kurmaya
Yazgım değişir diye inanmaya devam edermiş

İnsanız bir anlam ararız yaşamak için
Ait oluruz sahip oluruz yada olamayız

Hesaplar yaparız sonumuzu bilemeden
Dünyalar kurarız dengimizi bulamadan
Acılar çekeriz hesabını soramadan
Yeminler ederiz tutamadan
Çeker gideriz





Kader Anlasana dinle

Cuma 5 Mart 2010 @ 3:31 am

Kader Anlasana dinle

sevgilim artık hoşçakal..hoşçakal sana …
ölüm yakın bana…kader anlasana…meleğim ve benim BU DUYGUYU TAŞIMIŞ OLANLARA.. sen sakın gözyaşı dökme bu yeter bana !!
seni kendimden çok sevdim elveda diyemem hoşçakal sana
üzülme artık benim için bu yeter bana….





memekanseri

Cuma 5 Mart 2010 @ 2:30 am

Meme kanseri riskini doğru beslenerek azaltın.Meme kanserinin beslenme ile çok önemli ilişkisi var.Sebze ve meyveden zengin beselnmek,ağır yağlı yiyeceklerden uzak durmak,günlük gıda alımına C vitamini ve beta karoten gibi antioksidanların eklenmesi koruyucu olabilir.

MEME KANSERİ NEDİR??Meme,süt bezleri ve burada öretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.Bu süt bezleri ve kanlaları döşeyen hücrelerin konturol dışı çogalmalarına meme kanseri denir.

MEME KANSERİ SIK GÖRÜLÜRMÜ??Her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor.Son 20-30 yılda meme kanseri vakaları 2 katına çıkmasına rağmen,ölüm oranı artmıyor.Çünkü mamografı sayesinde erken teşhis edilen hastalık,ölümcül  hale gelmeden tedavi ediliyor.

MEME KANSERİ NEDEN BUKADAR YAYGIN??Elektronik aletler cep telefonları,böcek ilaçları,plastikler,deterjanlar,ostrojen hormonunu taklit eden kozmatikler,metaller,mobilya cilaları,gazete-dergi kagıdındaki boyalar,fast food(hazır yiyecekler),aşırı şişmanlık,hormonlu gidalar,erken ergenlik,erken menepoz,alkol,sıgara kullanımı… BÜtün bunlar meme kanserinin sıklığını artırıyor.

DOĞOM KONTROL HAPLARI MEME KANSERİ RİSKİNİ ARTTIRIYORMU??Menopoz belirtilerinin önlenmesi için kullanılan hormonlar da riski arttırıyor.Menopozlu kadınlarda kilo alımına çok dikkat etmek lazım.Çünkü menopozlu kadınlarda östrojen hormonu yağ dokusunda birikip kansere zemin hazırlar.

AİLESİNDE MEME KANSERİ OLANLARIN RİSKİ ÇOKMU YÜKSEK??Her 100 meme kanserli kadından 5-7 sinin yakın akrabalarında meme kanseri öyküsü var.Ailesel kanseri olanlarda yumurtalık kanseri riski de yüksek.Bu nedenle sıkı takip edilmeleri gerekir.Anne,kız kardeş,teyze,hala gibi yakınlarında meme kanseri olanlar meme muayenesine 18,memografiye 25 yaşında başlamalı,30-35 yaşından itibarende 6 ayda bir kadın doğum muayenesinden geçmeli,gerekirse tümörü gösteren kan testlerini (ca12 5 ve ca 15 3) yaptırmalı.

MEME KANSERİ EN ÇOK HANGİ KADINLARI TEHDİT EDİYOR??40 Yaş üstü kadınlarda meme kanseri 3 kat daha fazla görülüyor.Aile öyküsü olanlarda bu risk 11 kata çıkıyor.Meme biyopsisinde atipik hiperplazi (kansere dönüşme ihtimali olan hçreler)olanlar ve daha önce diğer memesinde kanser çıkanlarda da risk çok yüksek.31 yaşından sonra doğum yapanlarda,ilk doğumunu 18 yaşından önce yapan kadınlara göre meme kanseri gelişme ihtimali 4 kat daha fazla.

KİMLER ORTA DERECELİ RİSKLİ KABUL EDİLİR??Menopoz nedeniyle hormon replasman tedavisi olanlar,doğum konturol hapı kullananlar,erken adet görenler,geç menopoza girenler,ailede yumurtalık,rahim ve bağırsak kanseri hikayesi olanlar,diyabet hastaları ve alkol kullananlar orta derecede risk taşır.67 Bin vakalık bir çalişmada 3 kadeh içkinin meme kanseri riskini yüzde 30 artırdığı görülmüş.Yine 320 bin kişi üzerinde yapılan bir çalışma, 1 kadeh içkinin meme kanserine yakalanma olasılığının yüzde 10 -15 oranında arttırdığını ortaya koymuş.

MEME KANSERİ RİSKİNİ AZALTAN FAKTÖRLER?? 18 Yaşından önce doğum yapanlarda,37 yaşından önce jinokolojik amaliyat nedeniyle yumurtalıkları alınan kadınlarda meme kanseri daha az görülür.Yogun egzersiz ve jimlastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiş.Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi var.Sebze ve meyveden zengin beslenme,ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması,günlük gıda alımına C vitamini,beta karoten gibi antıtoksidanların eklenmesi koruyucudur.

KENSER 10 YIL İÇİNDE GRİP GİBİ TEDAVİ EDİLECEK.

P 53”ÜN BULUNMASI KANSERDE DEVRİM::Gen(canlıların her türlü özelliklerini belirleyen katılım maddesini en kücük birimi) çalışmaları sayesinde 10 yaşındaki bir çocuk incelendiğinde ona 45 yaşına geldiğinde kansere yakalana bilirsin”deneçek ve önlem alması sağlanaçak. P 53 diye adlandırılan bir gen bulundu.P 53 kanserli hücrelere intihar etmesini emrediyor.İleride bu özellikteki genleri kanser hastasına vererek sorun kökten çözülecek.

KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİ BİTİYOR::Kanserli hücreleri öldürmek için kulanılan kemoterapi vücudun sağlam hücrelerinede zarar veriyor.Hedefe yönelik geliştirilen yeni ilaçlar kanser hüçrelerini bulup onları yok ediyor.Böylece hastada hiçbir yan etki ortaya çıkmıyor.Bu ilaçlar lenf bezi kanserinde ömrü çok uzatıyor.Akçiğer kanserinde mucize yaratdı.Kısa bir süre sonra bütün kanser türlerinde bu ilaçlar kullana bileçek.

ERKEN TEŞHİS İMKANLARI ÇOK ARTTI::Kemoterapi ilaçlarının yüzde 80′i artık ağızdan alınabiliyor.Etkisi de eskiye göre çok daha yüksek.Yeni teşhis yöntemelri sayesinde kanser artık çok çok erken safhada tespit ediliyor.Bu hastaların tamamı tedavi edile biliyor.Yeni radyo terapi cihazları sayesinde bazı tümörler narkozsuz kansızve ağrısız çıkarılabiliyor…





erkekte kısırlık tedavisi

Perşembe 4 Mart 2010 @ 10:07 pm

Tek bir sperm bile babalık için yeterli

Erkek kısırlığında her gecen gün yeni gelişmler oluyor.Geçmiş yıllarda menisinde canlı sperm olmayan ve ‘Baba olmanız mümkün deyil’ denen erkekler mikro -TESE yöntemiyle çocuk sayıbi ola biliyor.Bu yöntemde yumurtada sperm aranıyor.Bulunan tek bir spermle bile gebelik sağlana biliyor.

ERKEKLERİN KISIRLIĞI KABULLENMESİ DAHAMI ZOR??Artık degil eskiden erkekler tedaviden kaçıyor,sorunun kendilerinden kaynaklana bileceğine ihtimal vermiyordu dolasıyla boşanmalar daha sık oluyor,erkek ikinci evliliğini yapıyor yine aynı sorunla karşılaşınca tedavi aragışına giriyordu.Ama artık erkekler tedavi olmaktan cekinmiyor.

BAZI ERKELERDE HİÇ SPERM OLMUYOR BUNUN SEBEPLERİ NELERDİR??Tıp dilinde  buna azospermi deniyor.Sebepleri çeşitli.Hormonal bozukluklar,kanser tedavisi nedeniyle kemoterapi yada radyoterapi uygulaması,testis kanserleri,testislerin doğuştan torbada olmaması,kabakulak,genetik bozukluklar gibi nedenlerle bazı erkeklerde sperm üretimi olmaya bilir.Bazende sperm üretimi olur ama spermi taşıyan kanallar dıkandığı için kısırlık sorunu ortaya çıkar.Kanal tıkanıklığı,doğum kontrol amacıyla erkeklerin kordonunun bağlatması,doğuştan kanlarlardan birinin gelişmemesine bağlı ola bilir.

KABAKULAK NEZAMAN KISIRLIK YAPA BİLİR??Çocuklarda kabakulak genellikle orta şiddette seyreder vebir sorun yaratmadan iğleşir.Yetişkinlerde ise hastalık daha şiddetli belirtilerle seyreder.Ergenlik cağında sonra ve erişkin yaşamda geçirilen kabakulak enfeksiyonu testis iltihabına(orşit) neden ola bilir.İltihap her iki taraflı olduğunda kısırlık ortaya çıkar.Tek taraflı yumurtalık enfeksiyonu genellikle üremeyi engellemez.İki yumurtalık arasında belirgin bir fark olan erkeklerin bir uroleji uzmanına baş vurmasında yarar var.

İNMEMİŞ TESTİS NEDİR,BU SORUNU OLAN HER ÇOCUK İLERİDE KISIR KALIRMI??Doğumdan önce erkek bebeklerde her iki testisde bebeyin karın boşluğunda bulunur.Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testislerde torbaya inmeye başlar.Testisler doğum yaklaştığında kasık bölgesini geçerek torbaya yerleşir.Yeni doğan bir erkek çocukta testisler torbada deyilse bu duruma inmemiş testis adı verilir.Çoğu zaman tek tarafta bazende çift tarafta birden olur.testisler genellikle kasık ve karın içinde kalır.Zamanında tedavi edilmezse maalesef kısırlık ve testis kanseri riski artıyor.

SIK GÖRÜLEN BİR SORUNMU??Zamanında doğan her 100 bebekten 3”ünde bu sorun var.Ama ikiz gebelikte,erken doğan ve düşük doğum ağırlığı olan her 100 bebekten 30”unda ortaya çıkar.

AİLELERE BU KONUDA NE ÖNERİLİR??Doğumdan sonra bir çocuk doktoru,testislerin torbada olup olmadığını mutlaka konturol etmeli.İnmemiş testis sorunu tanısı olan erkek çocuklara mutlaka zamanında mudahele edilmeli.Bu durumda öretkenlik şansı normalden farksız.Ama daha sonraki yaşlarda üretkenlik azala bilir.En ideal amaliyat zamanı 6 ay ile 1 yaş arasıdır.Hangi nedenle olursa olsun,inmemiş testis tedavisi 2 yaşın sonrasına bırakılmamalı.Ülkemizde genellikle askerlik döneminde inmemiş testis sorunu fark ediliyor.Tedavide dolaysıyla geç yapılıyor.2 yaşından sonra amaliyatla testisleri indiren her erkeyin kısırlık ve kanser gelişimi açısından takip edilmesi şart.

KISIR ERKEKLER NASI TEDAVİ EDİLİYOR??Öncelikle 3-5 günlük cinsel perhiz sonrası yapılan bir sperm analiziyle spermlerin durumu saptanıyor.Sayı,hareket ve kalitelerine göre sorunun nerde olduğu belirleniyor.Tedavide buna yönelik yapılıyor.Ciddi sayı yetersizliğinde hasta direk tüp bebek yöntemlerine yönlendiriliyor.Kısırlık sıgara,alkol gibi nedenlerle kaynaklanıyorsa bu etkenlerin ortadan kaldırılması gerekiyor.

HİÇ SPERM OLMADIĞINDA NE YAPILIYOR??Bu erkeklerede öncelikle ürolojik muayene yapılır.Sperm yokluğu ya spermim yapılamamasından kaynaklanır yada üretilen spermin taşınamamasından.Eyer taşıma kanallarında dıkanıklık varsa sperm kolay işlemlerle testislerden elde edilir.Eyer yapımla ilgili şüphemiz varsa genetik ve hormonal tahliller istenir.Tüm setler sonucu sperm bulma ihtimalimiz oluşursa ozaman tedaviye başlar ve mikro-TESE yöntemi uygulanır.Bu son teknoloji bir sperm arama yöntemidir.Başarısı çok yüksektir.Sperm bulunursa yumurtalar toplanır ve tüp bebek yöntemi yapılır.Böylece sperm üretim bozukluğu olan kişilerde çocuk sahibi ola bilme şansını yaklar.

GEBELİK ŞANSI NE KADAR??Mikro-TESE işlemiyle sperm bulma ihtimali yüzde 50”ye kadar yükseliyor sperm bulunursa gebelik oranları ortalama yüzde 30”dur. Bazen tek bir sperm bulunması bile gebelik için yeterli ola biliyor.

HANGİ ERKEKLER KESİNLİKLE BABA OLAMIYOR??Mikro TESE yapılmasına rağmen sperm çıkmamış adaylara,her iki testisi alınmış kişilere,kemoterapi ve radyoterapi nedeniyle sperm üretimi duranlara,bazı genetik sorunları olan kişilere çocuk sayıbi olamıyaçaklarını açıklıyorlar.





Next Posts »» «« Previous Posts