Archive for the 'deniz gezmişler ölmesin' Category



devrimci hareket

Cuma 19 Mart 2010 @ 1:34 am

Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber…
Şehit düşmeni derin bir yara gibi taşıyan O’nu
Bir gül gibi kanayıp duran O’nu
Şahittir gökyüzü
Bir çocuktu O
Hep çocuk kaldı
Bilirsin çok az insan yüreği ile yaşar
Çocuklardan gayrı
O daima yüreği ile yaşadı
Ki bunca kirlenmiş bir dünyada
Ötesi yalandır
Sana O’nu anlatmalıyım
Gün olur ummana sığmaz söz
Şimdi bir tek damla gözyaşı yeter
Ve çığlık
Bir demiryolunun kenarında
Geçip giden trenin şefkatle kucakladığı bir çığlık
Maviliklerin ve martıların nabzında çoğalan
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
Daima yüreği ile yaşayan O’nu
Bir Che değilse eğer
Castro’suzluktandır inan
Bir gün barikat çocukları söyleyecek türküsünü
O zaman
Belki Enver Gökçe düşecek aklına
Hani demiş ya Metin Demirtaş
“İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı suskun bir topraktır
Seslenmezsen
Merhaba demez”
Bir gün barikat çocukları söyleyecek türküsünü
Belki öfkeli kalabalıklar akacak gözlerinden
Hayal gücü ve cüret
Ve illa da yüreği ile yaşamanın yenilmez sükuneti
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
O kartal kanatlı hücum ruhunu
O gelincik çiçeğini
Çocuktu
Hep çocuk kaldı

Bir süs gibiydi alınganlık güleç dururdu onda
Ruhuna dokunabilecek eli aradı hırçın vakitlerde
Küstüğü de olurdu elbet
Ve anlattığında kurduğu düşü
Hiç kuşku duymamıştım ne mutlu
İnançla aktarmıştım sevdiklerime, ne mutlu
Sana O’nu anlatmalıyım Ali Ekber
Daima çocuk kalan O’nu
Zekada ışıltılı
Sezgide derin
Engel tanımazlıkta çılgın O’nu
Sana O’nu anlatmalıyım
Sahteliğin asla yanaşamadığı o duru göğü
Büyük yaşayan
Hatalarını pisliğe bulamayan
Düzenin kirinden uzak duran o asiyi
Bu gece şu an değil
Şimdilik yalnızca çığlığımdır paylaştığım
Geçip giden bir trenin şefkatle kucakladığı
Ve biz yaşıyoruz işte sevgili yoldaşım
Hasan’ın ve Güneş’in vasiyeti saydık
Hesaplaşma günü hazırlamayı
O ise hep uçurumun kıyısında yürüdü
Anı saydığında bir şelale gibi derinlere akmak için
Ah buluşabilseydi ruhuna dokunabilen elle
Bir ordu gibi kanatlanırdı cephelerde
Bir üstünlük değil biliyorum
Kötü bir zaaf biliyorum
Kötü bir zaaf biliyorum
Ama yinede
Buluşabilseydi ruhuna dokunabilen elle diyorum
Çünkü çocuktu O
Hep çocuk kaldı
Güle güle büyük düşlerin türküsü
Güle güle berrak yürekli ırmak
Güle güle cüretin oğlu
Güle güle can arkadaşım
“Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun




denizler ölmez vatan bölünmez

Pazar 7 Mart 2010 @ 1:25 pm

amatör - denİz gezmİŞ | izlesene.com




tekel işçisinin kızı intihar etdi

Perşembe 11 Şubat 2010 @ 5:14 pm

tekel işçisinin kızı intihar etdi

Ankara eylemde olan TEKEL işçisi Emin İdil’in 15 yaşındaki kızı Seçil İdil ile adı henüz öğrenilemeyen erkek arkadaşı, hap içtikten sonra kendilerini kalorifer borusuna iple astı. İki gencin neden intihar ettikleri araştırılıyor.



tekel işçilerinin eylemi

Perşembe 11 Şubat 2010 @ 5:11 pm

tekel işçilerinin eylemi

11 Şubat Perşembe günü saat 18:00’de DİSK ve KESK’in çağrısı ile, TEKEL işçilerinin direnişini desteklemek amacıyla Türkiye genelinde meşaleli yürüyüşler yapılacaktır. İstanbul’da Türk-İş 1. Bölge etkinliğe destek verecektir. “Herkese Sağlık Güvenlik Gelecek Platformu”nun da katılacağı yürüyüş, Taksim Tramvay Durağı’nda başlayacak ve Galatasaray Meydanı’nda son bulacaktır. Kurumlar yürüyüşe, flamasız ama kendi dövizleri ile katılacaklar.

Taksim civarında yer alan parti üye ve dostlarımızı TEKEL işçileri için yapılan bu eyleme destek olmaya çağırıyoruz.




devrimci sözler

Perşembe 11 Şubat 2010 @ 4:55 pm

devrimci sözler

Sol Merkez Komitesi Üyesi, Anadolu ve bir kısım alan örgütlenmeleri sorumlusu. İŞKENCELERİN, ZİNDANLARIN YILDIRAMADIĞI BİR ÖNDER… Trabzon/Beşikdüzülü Laz bir ailenin çocuğuydu. 1974 yılında geldiği İstanbul Teknik Üniversitesi’nde devrimci mücadeleyle tanıştı ve DEV-GENÇ mücadelesi içinde önderlik nitelikleriyle öne çıktı. 1977 başlarında o dönem DEV-GENÇ örgütlülüğünün yasal platformdaki kurumu olan İYÖD’ün (İstanbul Yüksek Öğrenim Gençlik Derneği) fiili yönetim kuruluna seçildi. İYÖD’ün kapatılmasının ardından, yasal platformdaki boşluğu doldurmak amacıyla başlatılan merkezi gençlik derneğinin kuruluş çalışmalarında yer aldı ve kurulan İst. DEV-GENÇ’in (İstanbul Devrimci Gençlik Derneği) Genel Sekreterlik görevini üstlendi. Sinan, örgütlenmenin gelişmesi ve sağlamlaştırılması için kafa yoran, politikalar üreten, taktikler belirleyen bir yöneticiydi. Bir öğretmendi. Onun yöneticilik yaptığı dönemde DEV-GENÇ içinde tartışılan birçok konuda söylenen “Kukul’la konuştum, böyle diyor.” sözleri tartışmaları sonuçlandırmaya, konuyu aydınlatmaya yeterliydi. Sinan, DEV-GENÇ’in her kademesinde militan mücadeleden kopmadı, yöneticiliği masa başında kavramadı. Okul önlerinde, sokaklarda, meydanlarda faşistlerle süren silahlı çatışmaların çoğunda onu görmek mümkündü, hem de en önünde. Devrimci Yol tasfiyeciliğine tavır alınmasında önemli görevler üstlendi. Devrimci Yol oportünizminin teşhirinde olsun, THKP-C geleneğine uygun yeni bir yapının örgütlenmesinde olsun en fazla emek harcayanlardan biri Sinan’dı. İşkencecilerle defalarca karşılaştı. DEV-GENÇ döneminde yurt-dernek baskınlarında, okullardaki çatışmalarda, kavgalarda defalarca gözaltına alındı ve nasıl girdiyse öyle de çıktı. 1980 yazında şüphe üzerine yoldan alındı. Üzerinde şifreli, kodlu dokümanlar ve yüklü miktarda para vardı. Dokümanların üzerinden çıktığını bile kabul ettiremediler. 12 Eylül sonrasında Merkez Komite üyeliğine atandı. 12 Eylül faşizmine karşı savaşını sürdürürken, Aralık 1980′de tekrar yakalandı. Bir ay boyunca gördüğü işkencelere karşın sırlarını vermedi. Bundan sonra yaklaşık 10 yıl süren uzun bir tutsaklık yaşamı başladı. Davutpaşa, Metris Askeri cezaevleri, Sağmalcılar Özel Hücre Tipi Ce- 27 zaevi ve Bayrampaşa Kapalı Cezaevi’nde geçirdiği bu 10 yıllık tutsaklık yaşamı boyunca direnişin bir parçası olan Sinan yoldaş, bir örgütleyici ve yönetici olarak direniş geleneğimizin yerleşip, kökleşmesinde aktif bir misyonun sahibi oldu. Tutsaklık yıllarını boş geçirmedi. Devrimci hareketin 12 Eylül sonrası revaçta olan sivil toplumculuğa, revizyonizme ve reformizme karşı sürdürdüğü ideolojik-politik mücadelesinde önemli görevler alan Sinan, bu mücadelenin bir parçası olan ve faşizme karşı devrim haykırışı olan “Haklıyız Kazanacağız” isimli siyasi savunmanın hazırlanmasında önemli bir rol oynadı. Savunmanın tartışılması aşamasından yazıya dökülmesine, yazımından redaksiyonuna kadar her aşamasında en fazla emek harcayan yoldaşlarımızdan biriydi. Oligarşinin her kurum ve makamına karşı devrimci tavrı öngören anlayışın en iyi örneklerinden biri de Sinan’ın tavırlarında somutlaştı. Mahkemeler, hakimler, savcılar, generaller, işkenceciler karşısında her zaman inançlı bir devrimcinin gururuyla davrandı, konuştu ve dinletti. 2 Ocak 1990′da gerçekleştirilen özgürlük eylemiyle tutsaklığına son veren Sinan yoldaş, yeniden sıcak mücadelenin içine atıldı ve Merkez Komitesi’nde görev aldı. Sıcaktı, sevecendi, neşeliydi, insan ilişkilerinde her zaman iknaya önem verirdi. Ama onun bu mülayim görüntüsünün altında ilkeli ve kararlı bir devrimci vardı. Onun bu görüntüsüne aldanıp da suiistimal etmek isteyenler her zaman yanıldılar ve şok oldular. Çünkü onun bir de Laz damarı vardı ki, bu, mücadelenin ve örgütsel çıkarların gerektirdiği anda ortaya çıkıp, her şeyi silip süpüren, karşıdakine kaçacak yer aratan bir öfke kasırgasıydı. “Ben düşündüğünü söylemek isteyen bir Sinan olmak isterim.” Saf, temiz yaklaşımı birçok kesimler tarafından onun hakkında spekülasyonlar yaratılmasına neden olmuştur. Bunları yapanlar gerçek anlamda Sinan’ı tanımayanlardır. O gerek yaşamı, gerekse ölümü ile onlara gereken cevabı vermiş ve basitliklerini sergilemiştir. 6.3.1986 tarihinde 2 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’ne verilen “Faşizmin Zindanlarında 6 Yıllık Onur ve Siyasi Kimlik Mücadelemiz” başlıklı dilekçede şöyle diyordu: “Birçok arkadaşı- 28 mız öldü, birçoğu sakat kaldı. (…) Ancak bundan yakınmıyoruz. Ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bu bedellerin gerekli olduğunu biliyoruz. İnsani değerleri koruma ve emekçi halklarımızın (…) mücadelesini zafere ulaştırmadaki kararlı uğraşımız, şanlı direnişimiz, geleceğin özgür ve demokratik Türkiye’sini muştulayan gücümüz, övünç ve gurur kaynağımızdır.” Sinan yoldaş ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedellerin bilincinde olan bir devrimci önder olarak, 16 Nisan gecesi faşizmin katiller sürüsüne örgütümüzün mücadele ve devrim şiarlarını haykırarak şehit düştü. Faşizmin suratına bir şamar gibi inen direnişiyle gücümüze güç katan Sinan yoldaş övünç ve gurur kaynaklarımızdan biri olarak devrim tarihimizde layık olduğu yeri alacaktır. DEVRİMCİ SOL ŞİMDİ DAHA GÜÇLÜ. RAHAT UYU SİNAN YOLDAŞ… YERİNİ ALACAK ONLARCA YOLDAŞIN VAR…




«« Previous Posts