Archive for the 'deniz gezmişler ölmesin' Category
tekel işçisinin kızı intihar etdi
tekel işçilerinin eylemi

11 Şubat Perşembe günü saat 18:00’de DİSK ve KESK’in çağrısı ile, TEKEL işçilerinin direnişini desteklemek amacıyla Türkiye genelinde meşaleli yürüyüşler yapılacaktır. İstanbul’da Türk-İş 1. Bölge etkinliğe destek verecektir. “Herkese Sağlık Güvenlik Gelecek Platformu”nun da katılacağı yürüyüş, Taksim Tramvay Durağı’nda başlayacak ve Galatasaray Meydanı’nda son bulacaktır. Kurumlar yürüyüşe, flamasız ama kendi dövizleri ile katılacaklar.
Taksim civarında yer alan parti üye ve dostlarımızı TEKEL işçileri için yapılan bu eyleme destek olmaya çağırıyoruz.…
devrimci sözler

Sol Merkez Komitesi Üyesi, Anadolu ve bir kısım alan örgütlenmeleri sorumlusu. İŞKENCELERİN, ZİNDANLARIN YILDIRAMADIĞI BİR ÖNDER… Trabzon/Beşikdüzülü Laz bir ailenin çocuğuydu. 1974 yılında… geldiği İstanbul Teknik Üniversitesi’nde devrimci mücadeleyle tanıştı ve DEV-GENÇ mücadelesi içinde önderlik nitelikleriyle öne çıktı. 1977 başlarında o dönem DEV-GENÇ örgütlülüğünün yasal platformdaki kurumu olan İYÖD’ün (İstanbul Yüksek Öğrenim Gençlik Derneği) fiili yönetim kuruluna seçildi. İYÖD’ün kapatılmasının ardından, yasal platformdaki boşluğu doldurmak amacıyla başlatılan merkezi gençlik derneğinin kuruluş çalışmalarında yer aldı ve kurulan İst. DEV-GENÇ’in (İstanbul Devrimci Gençlik Derneği) Genel Sekreterlik görevini üstlendi. Sinan, örgütlenmenin gelişmesi ve sağlamlaştırılması için kafa yoran, politikalar üreten, taktikler belirleyen bir yöneticiydi. Bir öğretmendi. Onun yöneticilik yaptığı dönemde DEV-GENÇ içinde tartışılan birçok konuda söylenen “Kukul’la konuştum, böyle diyor.” sözleri tartışmaları sonuçlandırmaya, konuyu aydınlatmaya yeterliydi. Sinan, DEV-GENÇ’in her kademesinde militan mücadeleden kopmadı, yöneticiliği masa başında kavramadı. Okul önlerinde, sokaklarda, meydanlarda faşistlerle süren silahlı çatışmaların çoğunda onu görmek mümkündü, hem de en önünde. Devrimci Yol tasfiyeciliğine tavır alınmasında önemli görevler üstlendi. Devrimci Yol oportünizminin teşhirinde olsun, THKP-C geleneğine uygun yeni bir yapının örgütlenmesinde olsun en fazla emek harcayanlardan biri Sinan’dı. İşkencecilerle defalarca karşılaştı. DEV-GENÇ döneminde yurt-dernek baskınlarında, okullardaki çatışmalarda, kavgalarda defalarca gözaltına alındı ve nasıl girdiyse öyle de çıktı. 1980 yazında şüphe üzerine yoldan alındı. Üzerinde şifreli, kodlu dokümanlar ve yüklü miktarda para vardı. Dokümanların üzerinden çıktığını bile kabul ettiremediler. 12 Eylül sonrasında Merkez Komite üyeliğine atandı. 12 Eylül faşizmine karşı savaşını sürdürürken, Aralık 1980′de tekrar yakalandı. Bir ay boyunca gördüğü işkencelere karşın sırlarını vermedi. Bundan sonra yaklaşık 10 yıl süren uzun bir tutsaklık yaşamı başladı. Davutpaşa, Metris Askeri cezaevleri, Sağmalcılar Özel Hücre Tipi Ce- 27 zaevi ve Bayrampaşa Kapalı Cezaevi’nde geçirdiği bu 10 yıllık tutsaklık yaşamı boyunca direnişin bir parçası olan Sinan yoldaş, bir örgütleyici ve yönetici olarak direniş geleneğimizin yerleşip, kökleşmesinde aktif bir misyonun sahibi oldu. Tutsaklık yıllarını boş geçirmedi. Devrimci hareketin 12 Eylül sonrası revaçta olan sivil toplumculuğa, revizyonizme ve reformizme karşı sürdürdüğü ideolojik-politik mücadelesinde önemli görevler alan Sinan, bu mücadelenin bir parçası olan ve faşizme karşı devrim haykırışı olan “Haklıyız Kazanacağız” isimli siyasi savunmanın hazırlanmasında önemli bir rol oynadı. Savunmanın tartışılması aşamasından yazıya dökülmesine, yazımından redaksiyonuna kadar her aşamasında en fazla emek harcayan yoldaşlarımızdan biriydi. Oligarşinin her kurum ve makamına karşı devrimci tavrı öngören anlayışın en iyi örneklerinden biri de Sinan’ın tavırlarında somutlaştı. Mahkemeler, hakimler, savcılar, generaller, işkenceciler karşısında her zaman inançlı bir devrimcinin gururuyla davrandı, konuştu ve dinletti. 2 Ocak 1990′da gerçekleştirilen özgürlük eylemiyle tutsaklığına son veren Sinan yoldaş, yeniden sıcak mücadelenin içine atıldı ve Merkez Komitesi’nde görev aldı. Sıcaktı, sevecendi, neşeliydi, insan ilişkilerinde her zaman iknaya önem verirdi. Ama onun bu mülayim görüntüsünün altında ilkeli ve kararlı bir devrimci vardı. Onun bu görüntüsüne aldanıp da suiistimal etmek isteyenler her zaman yanıldılar ve şok oldular. Çünkü onun bir de Laz damarı vardı ki, bu, mücadelenin ve örgütsel çıkarların gerektirdiği anda ortaya çıkıp, her şeyi silip süpüren, karşıdakine kaçacak yer aratan bir öfke kasırgasıydı. “Ben düşündüğünü söylemek isteyen bir Sinan olmak isterim.” Saf, temiz yaklaşımı birçok kesimler tarafından onun hakkında spekülasyonlar yaratılmasına neden olmuştur. Bunları yapanlar gerçek anlamda Sinan’ı tanımayanlardır. O gerek yaşamı, gerekse ölümü ile onlara gereken cevabı vermiş ve basitliklerini sergilemiştir. 6.3.1986 tarihinde 2 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’ne verilen “Faşizmin Zindanlarında 6 Yıllık Onur ve Siyasi Kimlik Mücadelemiz” başlıklı dilekçede şöyle diyordu: “Birçok arkadaşı- 28 mız öldü, birçoğu sakat kaldı. (…) Ancak bundan yakınmıyoruz. Ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bu bedellerin gerekli olduğunu biliyoruz. İnsani değerleri koruma ve emekçi halklarımızın (…) mücadelesini zafere ulaştırmadaki kararlı uğraşımız, şanlı direnişimiz, geleceğin özgür ve demokratik Türkiye’sini muştulayan gücümüz, övünç ve gurur kaynağımızdır.” Sinan yoldaş ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedellerin bilincinde olan bir devrimci önder olarak, 16 Nisan gecesi faşizmin katiller sürüsüne örgütümüzün mücadele ve devrim şiarlarını haykırarak şehit düştü. Faşizmin suratına bir şamar gibi inen direnişiyle gücümüze güç katan Sinan yoldaş övünç ve gurur kaynaklarımızdan biri olarak devrim tarihimizde layık olduğu yeri alacaktır. DEVRİMCİ SOL ŞİMDİ DAHA GÜÇLÜ. RAHAT UYU SİNAN YOLDAŞ… YERİNİ ALACAK ONLARCA YOLDAŞIN VAR…
emekçiler

EMEP, ÖDP, BDP, ESP, SDP, EHP ve Sosyalist Parti’nin İstanbul il örgütleri emek, barış ve demokrasi için ortak hareket etme kararı aldılar.
EMEP, ÖDP, BDP, ESP, SDP, EHP ve Sosyalist Parti’nin İstanbul il örgütleri emek, barış ve demokrasi için ortak hareket etme kararı aldılar. Herkesin insanca yaşayabileceği, eğitim ve sağlık hakkından mahrum edilmeyeceği bir yaşam için mücadele edeceklerini açıklayan siyası partiler, baskılara, şiddete ve anti-demokratik uygulamalara karşı birlikte hareket edeceklerini belirttiler.
Makine Mühendisleri Odası’nda yapılan basın toplantısında ortak basın metnini okuyan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Güven Gerçek, işçi ve emekçilere yönelik çok yönlü saldırıların ve hak gasplarının yoğun olarak yaşandığı bir süreçten geçildiğini dile getirdi. “Bir yandan hak, hukuk, demokrasi, kardeşlik diyerek Kürtlerin, Alevilerin ve farklı inançların üzerinde baskıyı eksik etmeyen AKP Hükümeti, diğer yandan ekmeği ve iş güvencesi için Ankara’nın merkezine gelen TEKEL işçilerine saldırıyor. Bölgede kelepçeleyerek süren tutuklamalara Ankara’da sıkılan tazyikli sular, atılan gaz bombaları, coplamalar eşlik ediyor” diyen Gerçek, AKP Hükümeti’nin kendisine Müslüman ve kendisine demokrat olduğuna dikkat çekti. Ülke zenginliklerinin emperyalizme peşkeş çekilmesinden, işsizliğin-yoksulluğun artmasından, anti-demokratik uygulamaların had safhaya vardırılmasından, halkları ve emekçileri karşı karşıya getirmekten egemenler, onların burjuva partileri ve onların kapitalist sistemlerinin sorumlu olduğunu ifade eden Gerçek, “Bizler İstanbul’da egemenlerin ve burjuva kliklerinin dayattığı güdümlere karşı bütün emekçileri kendi gündemimizi belirleyeme ve birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. İsmi geçen partilerin İstanbul İl Örgütleri olarak bir araya gelmiş bulunuyoruz” dedi.
TEKEL İŞÇİLERİ YOL GÖSTERİYOR
Emekçilere yönelik saldırıların karşısında birlikte durarak, birlikte hareket edeceklerini açıklayan Gerçek, TEKEL işçilerinin direnişinin bugün yürünmesi gereken yolu bütün işçilere ve emekçilere gösterdiğini dile getirdi. Dayanışma içinde oldukları TEKEL işçilerinin başarısının tüm işçileri, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin kazanımı olacağını vurgulayan Gerçek, işçileri, emekçileri, ezilenleri, bütün mağdurları birleşmeye, birlikte mücadele etmeye çağırdı
faşizim!!
1930′lu ve 1940′lı yıllar hem dünyada hem de Türkiye’de faşist düşüncenin ve siyasetin yükselişe geçtiği dönemlerdir. Alman ve İtalyan faşizminin iktidara gelmesi Türkiye’de de faşist kadroların canlanmasını sağlamış, faşist ideolojinin ve devlet anlayışının birçok unsurunun TC devletinin resmi ideol…ojisiyle örtüşmesinin de etkisiyle, devlet bürokrasisinin üst katmanlarında kendine yandaşlar bulmuştur.
Avrupa, insanlık tarihinin en karanlık, en vahşi dönemleri arasında anılması zorunlu ve kaçınılmaz olan Nazi barbarlığıyla İtalyan faşizminin; Frankocu barbarlıkla Bulgar faşizmi ve Yunan cunta yönetimlerinin de “anavatanı”ydı! Tekelci burjuvazinin en saldırgan, en vahşi diktatörlük biçimi olarak faşizmin ideolojik cephaneliğinde şovenizm, ırkçılık ve antikomünizm baş köşeye oturtulmuştu. Bu barbarca ayrımcılık, işçi sınıfını ve “yerli-yabancı” tüm emekçileri baş hedef olarak belirlemişti. materyalist bilim insanları, hümanist düşünür ve sanatçılar, fanatizmi reddeden din adamları, sosyal demokratlar, kısaca faşist kıtalara katılmayı ve ikirciksiz biat etmeyi kabullenmeyen herkes hedefteydi.
Avrupa tekelci burjuvazisi, barbarlık
Şoven milliyetçi-faşist partilerin toplumsal temelinde en ezilmiş ve dışlanmış yarı lümpen tabakalar bulunur. Tarihte ve bütün dünyada faşizm yoksul ve horlanmış kitlelerin kör ve sağır hale getirilerek içi boş hedeflere saldırtılmasından güç alır. İntikam duyguları, nefret ve öfke, içe kapanıklık ve boş böbürlenme, mitolojik öğelerle süslenmiş heyecanlı sloganlar, din ve milliyetçilik, faşist propagandanın malzemelerini oluşturur. Faşizm sürekli bir düşmana ihtiyaç duyar. Türkiye’de faşizmin korkulukları arasında Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Kürtler “sürekli düşman” ihtiyacını karşılamışlardır. Ermenistan’da ise, Türk düşmanlığı faşizmi besleyen bir kaynak olarak kullanılıyor.
Irkci ve söven politikalar yaparak insanlari gaz odalarinda hunharca kätledenler, tarihte kara bir leke olarak yerlerini almislardir
Fasizim’e, Sovenizme ve hertürden gericilige karsi birleselim
